Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Sayfa: [1]
Yazdır
Gönderen Konu: Gidiyorum Buralardan...  (Okunma Sayısı 121 defa)
leylifer
Jr. Member
**
Mesaj Sayısı: 56



Üyelik Bilgileri
« : Haziran 19, 2008, 08:21:37 ÖS »



Sesim soğuk bir sis

Gittikçe grileşen dalgınlıklar oluyor

Sormuyorum bir yolculuğa kimle çıkılır

Ve kim yırtıp atabilir elindeki son dönüş biletini de

Tüm yalnızlıkları mümkün kılan birileri olmalı

Ya da kalbini kederle onaran bir göçebe

Özlemek o zaman bir çığlık olabilir belki, bir çığlık

Sormuyorum artık biliciye de, bilgine de

Aşkın darası nedir

Ve mutsuzluk mümkün müdür ki o,

Bir kırlangıç ikindisiydi belki de, gümüşte ve hüzne gizlenen



Ödünç sevişlerden bize kalan sonsuz grilikler oluyor yalnız

Ve bir çocuğun hüznüne kazınıyor, gülüşlerimizin paramparçalığı

Sesimin sislenmesi bundandır


Karşılığı yok hiçbir acının

Her şey gölgesi kadar ağır

Sormuyorum artık sormuyorum

Hergün yeniden kodlanan umutlarla kirletiliyor dünya...

Logged


Her kalbin çarpıntısı, kendi ecelinin ayak sesidir.

Beyazid-i Bistami
leylifer
Jr. Member
**
Mesaj Sayısı: 56



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Ağustos 15, 2008, 08:43:11 ÖS »

Varılan limanlar çare mi?
Kaplamış ruhları bir sis perdesi..
Karanlık meşalesi..
Bir tek izler kalmış gidenlerin ardında..
Kapatılmış tüm kapılar..
Bir kararsızlıkla..
Çıkılan yolda herşey engel aslında..
[/b][/i]
Logged


Her kalbin çarpıntısı, kendi ecelinin ayak sesidir.

Beyazid-i Bistami
leylifer
Jr. Member
**
Mesaj Sayısı: 56



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Ağustos 15, 2008, 08:44:53 ÖS »



İşte Gidiyorum…
Belki de kaleme aldığım son satırlar bunlar. Sen şu an neredesin ve kim bilir kiminlesin diye sormadan gidiyorum. Sormuyorum ve bir daha sormayacağım. Sessiz sedasız birkaç satır karalayacağım ve gideceğim. Biliyor musun; gitmek senin kadar güzelmiş yeni anladım...

Şu anda hep her zaman, her damlasına âşık olduğum yağmur yağıyor. Sensiz, damlaların cama vuruşunun bile tadı yok. Tamam, itiraf ediyorum; sensiz İstanbul’un bile tadı yok. O boğazın kokusunu, dalgaların kayaları dövüşünü, soğuğunu, sıcağını, her an değişen havasını sevişim aşktan mıydı ki?

Yağmur yağıyor ve ben, sensiz bu güzellik bana haram diye bağırıyorum avazım çıktığınca. Gecenin en sessiz ve en bana ait olan saatleri. Düşünüyorum da bu saatlerde nefes almaya başlamıştım ilkin. Biz zoru başarmıştık seninle, bir araya gelmesi belki de olanaksız şiirleri, şarkıları ve hatta suskunlukları buluşturmuştuk birlikte. Güneş üstümüze doğuyordu. Biz kuş seslerini keyifle dinliyorduk...

Aşkı aramıyordum ki ben. Sen ve ben, biz birbirimizi aramıyorduk ki. Ama bulduk birbirimizi. Bulduktan sonra başladı kendimizi aramalarımız. Yok olmayı düşünen ben, senin için binlerce yıl yaşamayı göze almıştım. Seni kalemin ucunda, sayfaların ortasında bulmuştum. Ama sen…

Sen yaşamın içindeydin. Sana güzel sözler söylemek istedim hep. Kelimeleri süsleyip süsleyip sunmak istedim sana. Ama tek kelime çıktı hep dilimden. “Gelincik”... Bildiğim en güzel şeydi, sense hayatta tanıdığım en güzel şeydin...

“Bunları anı olsun diye yaşamadık.” Ateşe de yağmura da, uçmak istediğimiz için uçtuk. Öleceğimizi bilerek değil, öleceğimizi düşünmeden, istediğimiz için uçtuk. Ben ateştim, sense deli bir yağmur...

Neyse biliyorum ki senin sonun yok ama artık ben gidiyorum. Çünkü her sorunun karşılığı, hayat böyle diyerek de verilebiliyor.

İşte Gidiyorum… Bir kaçış değil bu, yalanı yaşamaktansa bize bırakılan son şansı kullanıyorum belki de. Kim bilir? ...
Logged


Her kalbin çarpıntısı, kendi ecelinin ayak sesidir.

Beyazid-i Bistami
Sayfa: [1]
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: